Yeniden dünyaya gelmiş gibi hissediyordum kendimi. Zihnimde çok büyük bir boşluk, tıka basa yeni bilgilerle doldurabileceğim bir alan var. Yönümü tayin edip, stoacılık öğretileriyle çıktığım yolda okudukça, öğrendikçe genişleyen metafiziksel dünyam bana haz da veriyor. Fiziksel hazlardan başka hazların da olması beni çok mutlu etti. Bu hazza da çok alışmamak lazım aslında diye de düşünüyorum, yoğurdu üfleyerek yiyorum adeta. Stoacı öğretiye kendimi biraz fazla kaptırmış olmalıyım ki her türlü alışkanlık, bağımlılık artık beni korkutuyor. Sonuçta öğrenme hızı yavaşlayacak ve haz azalacak. Ancak içimde büyük bir enerji de var. Bunun sebeplerinden biri de haz odaklarını kovalamamak sanırım. Hayvani arzularımın beni çekiştirip durmaması müthiş bir keyif, aşırı cool bir his. Aynı zamanda içimdeki çekişmeleri gözlemlemek de keyifli. Zincirlerden kurtuldukça geleceğime daha umutlu bakabiliyorum.
Öğrenirken bir yandan da öğrendiklerimin ya da öğrenmeye başlayacaklarımın yaşamda uygulanabilirliğine bakıyorum. Bu ölçüm oldukça önemli. Yoksa uygulanamayacak bir öğretiyi, düşünce sistemini ya da felsefeyi öğrenerek vakit kaybetmek istemiyorum. Zincirlerimden kurtulmaya da başladığım için bu ölçümler konusunda kendime güvenim tam.
Şimdiye kadar rastlamadığım bir ben ile tanışmaya çalışıyorum. Merak dolu, öğrenmeye aşık ama bir yandan da seçici geçirgen ya da şimdilik ben öyle sanıyorum. Bu seçici geçirgenlik olayı mühim. Kaynağın sorgulanması, tarihsel kanıtları da içeren bir sorgulama yaparak önümde duran her bilgiyi önce bir elekten geçirmek fazlasıyla gerekli diye düşünüyorum. Bu bence doğal bir alışkanlık olmalı. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor, yaptığın sorgulama da hatalı olabilir. Tamamen nesnel bir sorgulama yapmak için öncelikle kaynağa da bir bakmak şart.
Biraz düşündüğümde nesnel bir sorgulama yapmadığımı farkettiğim bir zamandı. Bana önerilen yeni bir bakış açısını, tarihsel kanıtların bende uyandırdığı duygulara göre kabul edebiliyor ya da kesinlikle reddediyordum. Tarihte güvendiğim insanlar vardı; bazı filozoflar, bazı tarihçiler, bazı araştırmacılar... İnsan bilgilendikçe bu seçici geçirgenlik mekanizmasını otomatize ediyor, yani ön yargı. Ve bir süreç içinde emek vererek oluşturduğun bu yapı seni bir önceki hallerine göre daha stabil ve kaygısız bir duruma getirdiyse, bu mekanizmanın çalışma sistemine de insan alışıyor, bağlanıyor ve güveniyor. En iyi mekanizma benim der gibi adeta önüne gelen ne varsa tartmaya başlıyor insan. Bende bu mekanizma etrafımla paylaştığım kadarıyla da onaylanınca ortaya büyük bir "kibir" çıkıyor. Küçük küçük bilgilerin onaylanması, diğer büyük bilgilerin de onaylanacağı anlamına gelmemeliydi halbuki. Tamamen zararlı diyemeceğim ancak gerçek bilgi bize öyle bir anda gelir ki kibir onu geri çevirebilir. Bu kesinlike istemediğim bir şeydi, ancak farkında olmadığım kadar da içimde bulunan bir duvardı.
İslam kelimesini ilk kez duymuyordum, hatta içine doğmuştum bu kelimenin adeta. Düşüncelerimi, fikirlerimi onaylayan insanların genel görüş yapısının temelinde İslam vardı ve hayatım boyunca aldığım onaylar neticesinde İslam kelimesine karşı bakışım biraz üsttendi. 18li yaşlarımda okuduğum turan dursun kitapları ve bu kitaplardan öğrendiklerimin internet araştırmalarım sayesinde desteklenmesiyle İslam'a karşı içimde büyük bir ikinci el bilgi duvarı oluşturmuştum. İslam'la ilgili hangi veri gelirse gelsin bu ikinci el bilgi duvarından gelen aşağılayıcı bir bilgi ile onu bastırıyordum. Kendimdeki kibri İslam'a koyduğum blok ile farkettim ilk olarak. Neden her duyduğumda aşağılıyordum ki bu kelimeyle iniltili her şeyi. Evet dünyadaki müslümanların hali ortada, ülkemizin ve hatta yakınımdaki insanların bazılarının ahlaki değerleri ortada... Ancak bunların hiçbiri İslam ile ilgili değildi, olumsuzlukların hepsi insanlar ile ilgiliydi.
Dizginlemiş iç yapım evren, insan konularında tatmin olmuş değildi. Şimdiye kadar öğrendiklerim aynı soruları sormama engel olmuyordu. Soruların yenilenmesi gerekliydi bence. Kibrim aslında yeni bilgileri almama engel oluyordu, fikirlere değil de insanlara bakarak oluşturduğum görüşlerim aslında hep ikinci eldi. Benim değildi. Kendi görüşlerimin hakim olduğu bir iç yapıya ulaşmamın ilk adımı kibri ortadan kaldırmaktı. Ancak böyle gerçek bilgiye kucak açabilirdim. Bilgi geldikçede içimdeki sorular da değişecek ve sürekli yenilenen sorular ve cevaplarla devinim halindeki akışkan bir ben yaratabilecektim. Aynı sorular etrafında dönüp duran bir insan, katı bir insan, en olmak istemediğim insandı.
Stoacı anlayışla hayvani arzularımı, tam tersi istikamette davranarak ve bu davranışlarımın sonuçlarının aslında kötü olmadığını hatta yeni ve güzel olduğunu farkederek eğitmiştim. Kibir konusunda da aynı yöntemi uyguladım. Daha iyi bir yaşama sahip olabilmek için bana en uzak gelen şeye karşı başımı eğdim. Karşılacaklarım içimdeki bütün duvarları yıkacaktı, o gün için aldığım bu karar hayatımın en önemli kararlarından biriymiş, nereden bilebilirdim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder