8 Nisan 2026 Çarşamba

Vizyoner Tefsir 15 - Kevser Suresi (Vahyin Kıymeti)

rahman rahim olan allahın adıyla

çocukluk-gençlik yıllarımızın en gözde suresine ulaştık. öğrenci dostu bir sure, din dersi sözlülerinden 100 alma garantili, ezberi kolay, kısacık bir sure. dünyanın neresine giderseniz gidin, tüm zamanlarda kevser adıyla bilinen suredir, global düzeyde ismi konusunda ittifak edilmiş. 

kuran'daki en kısa sure, sadece 3 ayet ve 10 kelimedir. mekki bir sure'dir, nuzül tertiplerinin yüzde doksanında mekki olarak yer bulmuş, çoğunda da asr-tekasür sureleri arasına yerleştirilmiş. kimi müfessirler adiyat önce indi derken kimileri de kevser önce indi diyor. kuran'ın modüler yapısı iki ihtimali de beraber kucaklayabilmemizi sağladığı için adiyat ve kevser'in yerlerini farklı hesap etmek aşırı kritik değil. biz adiyat sonrasına koymayı tercih ettik. zamansal olarak peygamberliğin ikinci yılının sonları olarak tahmin ediliyor. devrim ateşi yanmış, sömürücü müşrikler kurdukları düzenin sarsılacağı korkusuyla vahye ve muhammed nebi'ye saldırıyorlar. ancak henüz muhammed nebi ve yoldaşları meydanlara dökülmemişler; gizli-bireysel davet sürecindeler. bu süreçte müşrikler de daha geçen sene el-emin dedikleri nebi'ye ya da vahye bireysel olarak saldırıyorlar. henüz daha nebi'nin yoldaşları çok az sayıdalar; üçüncü halife amr bin hattab (halife ömer) henüz müslüman değil, hatta mekke'deki güçlü ekonomilerden biri olarak (yani sömürenlerden biri) nebi'nin düşmanlarından biri. nebi'nin yoldaşları daha çok köle olanlar, ancak aralarında güçlü ekonomiye sahip insanlar da var, örneğin ebu-bekir, onun da asıl adı abd-ul-kaba (kabe'nin kulu).

sure hakkında sorgulamadan görüş birliği eden müfessirlerimizin %99'u muhammed nebi'nin oğullarının ya da oğlunun hayatını kaybetmesinden sonra, sömürücü müşriklerin muhammed nebi'yi el-ebter (soyu kesik) diye adlandırarak karalama kampanyası yapmalarının üzerine indiğidir. standart bir yorum bu, kesin yanlış diyormiyoruz ama oldukça sığ diyebiliriz. öncelikle muhammed nebi'ye vahiy geliyor yani kendisi hakikatten bir pay almış durumda. şu an bizim sıfıra yakın pay aldığımız düşünülürse, nebi'nin iç dünyasının bizimle alakasının olmadığını söyleyebiliriz. kendimiz bile hakikatin bir parçasına tutunduğumuzda ne kadar farklılaştığımızı hissedebiliyoruz. ancak yine de insanın bedeninin ihtiyaçlarından, buyurduklarından, güdülerinden tamamen sıyrılması mümkün değil. yine de, son tahlilde kararını korteksini kullanarak veren nebi'yi bu tarz karalamaların çökerteceğini hiç ama hiç sanmıyoruz. bunu nereden mi biliyoruz? tabii ki kendimizden. karşınıza bir çocuk çıksa ve size hakaret etse ne dersiniz? çekil oğlum kenara dersiniz, bilmiyor çünkü, hakikatten yaşamdan bir pay almadığı için söylediği şey de bilgisizce ve dayanaksız. güler geçersiniz. bizim tahminimiz muhammed nebi'nin, müşriklerin el-ebter aşağılamalarından çok da etkilenmediğidir. olgun bir insan, cahilin hakaretinden etkilenir mi hiç? biraz etkilenir aslında. o da şöyle. taraftar/yoldaş bulması zorlaşır. şöyle ki nebi'nin ana hedefi cahiliyye zihniyetini sona erdirmek, sömürü düzenini yıkmak ve tertemiz bir devrim örneği oluşturmak. bu süreçler de insanla yapılıyor. nebi'nin yoldaşa ihtiyacı var, bir yandan peygamber olarak kendisinin görevi de bu. ancak bu görevi ifa etme aşamasında, fethetmesi gereken zihinlerin önüne çekilen karalama kampanyaları nebi'nin işini zorlaştıran şeylerden biri. düşünün sadece güdüleriyle tetiklenen bir insan, yanına varıp bir şeyler anlatıyorsun, dinlemeden sen sus seni soyu kesik diyor. hey allahım dersin yani, ben ne diyorum o ne diyor. böylelikle muhammed nebi'nin işi zorlaşmış oluyor, üzülmüş ya da kırılmış değil. kevser de çok hayır demekmiş, hayırlı çokluk anlamında bir kelime. sure analizinde daha detaylı ele alırız. ancak surede bakış açımızı analize geçmeden tam yerine oturtmamız gerekiyor. muhammed nebi çok taraftar kazanmak istiyor, hakikati daha çok kişiyle paylaşmak ve zihinleri fethetmek ve ortak-çoğulcu bir yaşam kurmak istiyor, sömürü düzeni bitsin herkes kardeşçe yaşasın diyor ancak taraftar kazanma sırasında kalitesiz zorluklarla karşılaşıyor. bu zorluklar muhammed nebi'yi yıldırmış/tüketmiş olacak ki bu sure inmiş. kalitesiz zorluklara karşı, nitelikli çokluğun önemini anlatıyor bu sure. analizimizi bu bakış açısıyla yapacağız. 

sureye kuş bakışı bakarken dikkatimizi çeken bir nokta daha var. o ayetlerde karşı suçlama gibi basit bir reaksiyonun verilmeyeceğidir. çünkü karşı suçlama, suçlama nesnesinin varlığını kabul eder. buradaki suçlama nesnesi "ebter"liktir, yani soyu kesikliktir. düşünelim, sömürücü müşrikler gelmişler muhammed nebi'ye soyu kesiksin sen, senin sözün dinlenmez, al işte soyun kurudu diye suçlamada bulunuyorlar. ayette asıl soyu kesik sizsiniz diye cevap verilince, soyu kesik olmanın bir suç/olumsuzluk olarak kabul edilmiş oluyor. soyu kesiklik, yani üreme kapasitesi bir suç olamaz. fecr suresi 15-16 ayetleri aklımıza getirelim, ayetlerde insanoğlunun klasik düşünme sistemi eleştiriliyordu: [Vizyoner Tefsir 11 - Fecr Suresi (İnsanoğlu)]
fecr 15: insana gelince, ne zaman rabbi onu ikram ederek ve nimet vererek sınayacak olsa, der ki rabbim bana ikram etti
fecr 16: ve ne zaman ölçülendirerek/sınırlandırarak rızıkını daraltırsa, rabbim beni alçalttı der
bu iki ayet bize gösteriyor ki, bir şeye sahip olmak (servet, çocuklar, güç...) allah'ın rahmetine işaret etmez. çocuk sahibi olanı allah daha çok seviyor, sahip olmayanı daha az seviyor diye bir mantığın olamayacağı bu iki ayette söyleniyor. dikkat ederseniz ayetler hep birbirini açıklar (tefsir eder) niteliktedir. kuran bu yönüyle müfessirdir (tefsir eden); hem kendini, hem hayatı, hem insanı tefsir etmektedir. yukarıdaki iki paragrafta anlatmaya çalıştığımız üzere, ebter kelimesini soyu kesiklik üzerinden değil, hayırdan kesiklik ya da zihniyetin soyunun kesileceği pencerelerinden tefsir etmeye çalışacağız. kevseri de zihniyetin devamlılığı, gelecekte de devam edecek olan hayırlara işaret etmesi pencerelerinden tefsir etmeye çalışacağız.

sure kısa ama anlamı oldukça derin. kavramların (metafizik dünyamızın) içini doldurma konusunda başı çeken surelerden biri, kavramların içi müthiş dolduruluyor analizde göreceğiz. surenin tamamı vizyoner, o yüzden herhangi bir yerine vizyoner ayet yazma gereği duymadık. başlıyoruz.

euzubesmele...
kovulmuş/taşlanmış tüm şeytani ayartmalardan (güdülerimden ve güdülerimi harekete geçiren her şeyden) allaha sığınırım; zihnimi gölgeleyen, okumamı/anlamamı engelleyen, hedefimi şaşırtan, beni hırslandıran, dramatikleştiren, şikayetlendiren, öfkelendiren, melankolikleştiren, kışkırtan her şeyden allaha sığınırım. o ki işinde, özünde merhametli, yüzdeyüz allah adına...


1. İnnâ a’taynâke-lkevśer
1. ayetin türkçesi: kesinlikle kevseri sana veren biziz

öncelikle şunu hatırlayalım: kuran mesani bir yapıdadır (zümer 23). bu surede de bir mesanilik var ve bu da kevser-ebter üzerinden veriliyor. ebter kelimesinin mealini dümdüz soyu (üreme kapasitesi) kesik anlamında değil, kevser kelimesinin zıttı olarak vermeye çalışacağız. 

ayet inna (inne + ma) ile başlıyor. kadr suresinin ilk ayetinden hatırlayacağınız üzere, inna kelimesini görünce ayetin vurgusunun "ma" yani "biz"de olduğunu anlıyoruz, vurgu failde (işi yapanda-verende). bir sonraki kelimeyi de leyl suresinin beşinci ayetinden hatırlayacağız, vermek demek. kelimenin sonuna eklenen "ke" mefulün yani eylemin yöneldiği kişinin "sen" olduğunu gösterir. inna a'taynake = kesinlikle biz sana verdik diye çevrilebilir, inne'yi varlık olarak alırsak da yapı olarak varlık olarak biz sana veririz diye çevrilebilir. kesinlikle demekle, yapı olarak varlık olarak demek aynı kapıya çıkıyor. yapısı veren zat, kesinlikle verir. 

el-kevser... el (the) takısıyla gelmesi sanıyoruz ki gelenekçi müfessirleri kevserin ne olduğunu tanımlamaya itmiş ve türlü türlü şeyler uydurmuşlar. açıkçası islami gelenek bu isimler için müfessir ya da alim tanımlamasını kullanmaktan çekinmezken, onları da halkaya dahil ederken, muhammed nebi'nin ağzına kendi uydurduğu cümleleri tıkayarak ayetlerle çeliştirenleri biz allah düşmanı olarak görüyoruz. çünkü gerçeği değiştirmek, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulmasına engel olur. gaybi bilgileri alabileceğimiz tek kaynak olan kuran dışında gaybi bilgi üretmek, allah ya da muhammed nebi adına yalan uydurmaktır. müslim, buhari, tırmızi, ebu davud, bilmem ne... hepsi de kevseri havuz yapmış, cennette muhammed nebi'ye tahsis etmiş, sonra neler neler. hikayelerin ucu bucağı yok, işin sonunu neredeyse +18lik filme bağlayacaklar, öyle uydurma hikayeler var. bu linkten okuyabilirsiniz kevser hakkındaki uydurma hadisleri (https://islamansiklopedisi.org.tr/havz-i-kevser). kuran okuyan kişi, bu işe saygısı olan kişi gaybi bilgi gördüğünde şu ayeti referans göstermelidir: cin 26. allah gaybi bilgiyi kimseye göstermez, bitti, bunun üzerine söz söylenmez. bu tefsirde, uydurma içerikli tefsirlerden yorumlardan bahsetmeyeceğiz, zira çok fazlalar. ancak bu uydurma hadis yazılarından olumlu bir şey çıkarabiliriz: yazanın üstünü çizeriz ve kaynaklarını yok sayarız. bu sayede o kişinin ürettiği virüslerden ve hastalıklı fikirlerden korunmuş oluruz. açıkçası pirinçin içindeki taşı ayıklamak gerektiği gibi, taşın içindeki pirincin de ayıklanması hoş ve doğru olacaktır. ancak bu çok fazla bir iş yükü, bu yüzden direkt olarak bu kaynakları yok saymak bize hız kazandıracaktır. aksi takdirde dünyanın hızına mağlup olacağız.

kevser kelimesi hakkında iki görüş var. birinci görüş kelimenin camid isim olduğudur, yani kök isimdir ve başka bir kelimeden türetilmemiştir. diğer görüş ise kevser'in "kesret" (çokluk) kelimesinden alınma fev'al vezninde bir kelime olduğunu söyler, zemahşeri bu görüştendir. anlam bakımında çok bir fark göremediğimiz için kevser kelimesine dil üzerinden bir analiz yapmayacağız. kelimeyi, allah'ın zararlı bir şey gönderme ihtimali bulunmadığından, gönderdiği şeyin kesinlikle çok hayırlı olduğundan (yaşam ya da yaşam metotları) çok hayır anlamında alacağız. peki bu hayırlar neler?

kevser'in ne olduğunu anlamak için kevser kelimesine değil, ayetteki fiile odaklanan bir analiz yapılması lazım. ayetteki, a'tayna kelimesi verdik demektir, sonuna -ke eki eklenince "sana verdik" oluyor. eğer fiil "a'tayna leke" diye gelmiş olsaydı (lam + ke) yalnızca sana mahsus olarak verdik, yani herkese vermedik anlamında oluyor. muhammed nebi ile birlikte herkese verilen hayır nedir? tabii ki vahiy, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulması için gerekli kodlar ve değerler sistemi.

son durumda ayetin mealini şu şekilde verebiliriz: kesinlikle (hiç şüphe yok ki) sana kevseri (çok hayrı, vahyi, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulması için gerekli metotları ve değerleri) veren biziz.


2. Fesalli lirabbike venhar
2. ayetin türkçesi: öyleyse "salat"ı ve "nahr"ı sadece eğitici-öğretici allah için yap

ikinci ayetimiz F (fa) ile başlıyor, fezleke fa'sı diye anlandırılır bu harf, "sözün özü, o halde" anlamındadır. bir önceki ayetle beraber düşünülürse, sana kevseri veren biziz, o halde sen de "salli lirabbike venhar". şimdi ayetteki kelimeleri açalım. 

salli, salat, yusalli... kuran'ın en anahtar kelimesi; ve malesef en dejenere edilmiş kelimesi aynı zamanda. müfessirlerin çoğunluğu maalesef bu kelimeyi namaz olarak çevirmişler ve meallerine koymuşlar. oldu olacak namaste diye meallendirselermiş keşke. en azından nereden geldiklerini, neyi hakim kılmak istediklerini daha az gizlemiş olurlardı. allah kelamı yerine hindu kelamını alırsan, ortak ve çoğulcu yaşam yerine kast sistemine ulaşırsın. allah bizi bu anlam katili kabilecilerden korusun. eğer bu ayet sadece namaz kılmak ve kurban kesmekten ibaret olsaydı, muhammed nebi devrim yapmak yerine evine kapanıp ölene kadar ibadet ederdi. anlam katli derken biz işte bundan bahsediyoruz. konfor hastalığına yakalanmış duyarsız şeyhler ve şakşakçıları, dinimizi ibadet ritüellerine sıkıştırıp, bizi daha çok sömürmek istedikleri için insanlığı özgürlüğe taşıyan kavramlara düşmanlar. bu yüzden dinimizi direkt kaynağından, kurandan öğrenmeliyiz. hatta bu satırları okuyanlar, bu satırlarla yetinmesinler, başka kaynaklara da baksınlar isteriz. hatalarımız bulunsun, eksiklerimiz söylensin isteriz. 

nahr kelimesi ayetteki diğer önemli kelime. nahr göğüs boyun arasındaki bölgeye deniyor, gerdan ya da boğaz denebilir. nahr ismi, inhar olunca fiileşiyor ve boğazlamak (boğazından kesmek, boğazla gövdeyi ayırmak) anlamına geliyor. aslında bu kurban kesmek değil mi? evet değil, eğer öyle olsaydı kurban kelimesi kullanılırdı, zira bu kelime cahiliyye mekkesinde biliniyor. kurban deyince bu satırları okuyan sizlerin de  aklına hayvanı kesip, buzluğa stoklama süreci geliyor eminiz. ancak malesef bu güzelim kurban kelimemiz de dejenere edilmiş. kurban kelimesi kurb kökünden gelir ve daha önceki analizlerimizden hatırlayacağınız üzere sonuna "an" getirilince kurb kökünün taşıdığı anlamın sürekli tekrarlayan ve ağzına kadar bu anlamla dolu olması anlamındadır. kurb yakınlaşmak demek, kurban da sürekli, devamlı, dolu dolu yakınlaşmak anlamına geliyor. rahmet => rahman, ikra=> kuran kelimelerinden hatırlayalım, bunların hepsi aynı vezinde kelimeler. peki neye yakınlaşıyor, nereden uzaklaşıyor? bu analizi daha sonra yapacağız, özellikle ibrahim'in kurbanı kıssasında. ancak ufak bir spoiler vermek gerekirse; kurban, bir insanı devrimci şuurdan alıkoyan zincirlerden kurtulmaya deniyor, bu bazen cebimizdeki üç beş kuruş oluyor, bazen de canımızdan çok sevdiğimiz evladımız. ayette kurban kelimesinin yerine inhar fiilinin kullanılmasını anlıyoruz, zira hayvan keserken yapılan eylem aslında bir yakınlaşma değil dümdüz kesmek. ancak amacı insanları sömürmek olan şeyhler, mollalar bu kelimeyi de kurban kesmek olarak çevirirler ki, kesilenler kendine dönsün. 

kabileci sahte müslümancıkları dissledikten sonra, dönelim analize. daha önce, alak suresi analizinde bir ufak değinmiştik salat kavramına. ikinci kere rastlaşıyoruz, burada biraz daha açalım. öncelikle şunu söylemek gerekir, ritüel olarak salat yani namaz vahyden önce de bilinen bir şey. hatta tefsire giriş kısmında yazmıştık, cahiliyye mekkesi oldukça "dinci" bir bölge, dini lideri var, hakimi var (ebu cehil), hatta bu insanlar allaha inanıyorlar. sorsan biz putperestiz, müşriğiz demiyorlar yani. allah inancının yanında, put inancını da hakim kılmışlar ve bu sistemi de tahakküm aracı olarak kullanmışlar. peki bu nasıl oluyor, putlar ya da dini ritüeller (salat ve nahr gibi) nasıl bir tahakküm aracına dönüşüyor? şöyle işliyor süreç, diyelim sen cahiliyye mekkesinde bir garip insansın. hayatta kalman için beslenmeye, barınmaya ihtiyacın var ve bu ihtiyaçlarını karşılamak için bir işe girmen lazım. o işi alabilmen için mekke zengini (kuranda ileride 9lu çete diye bahseceğiz bunlardan) adamlara avanta vermen lazım. bu avantayı direkt nakitten yapmıyorlar. zengin diyor ki gel benim putuma tapın (yani benim tarikatımın tahakkümüne gir) ona yalvar yakar ve diğer insanlar da benim putumun güçlendiğini görsünler ve ben de tahakkümümü ve servetimi artırayım. böylelikle salat (yani allahla kurulan dikey ilişki neticesinde özeleştiri yaparak insanın kendini geliştirmesi) süreci insanın elinden alınıp, yamanma-eziklenme sürecine dönüşmüş oluyor. insan özeleştiri yapamadıkça köleliği artıyor, her olayda kurban diye şeyhine hayvan rüşveti veriyor ve insanın elinden ilahi olana yaklaşma şansı da elinden alınmış oluyor. veee ortaya süper bir sömürücü şirket çıkmış oluyor. bu şirketin sahibine de müşrik deniyor. 

salat kelimesini ya da nahr kelimesini az çok öğrendik. özellikle salat kavramı için detaylı bir analiz hazırlayacağız yakında. ancak şu aşamada, ayeti nasıl anlamalıyız? bir önceki ayeti hatırlayalım: kesinlikle (hiç şüphe yok ki) sana kevseri (çok hayrı, vahyi, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulması için gerekli metotları ve değerleri) veren biziz. bu ayet hakkındaki referansları toplayalım:
 - F (fa) ile başlıyor ve ayete şu anlamı veriyor: sözün özü, netice olarak, kevseri veren biz'e bir teşekkür olarak (dikey anlam)
 - ayette allahın rab ismi kullanılmış, demeki ki insan için dikkat çekilen şey eğitim-öğretim-gelişme süreci. yani salatı ve nahr'ı yalnızca rabbine adayınca, bunun sana getirisi senin eğitiminin, gelişiminin devam etmesi anlamına gelir. nahr'ı gidip müşriğe rüşvet diye adarsan eline anca köleliği alırsın. salatı da başkasının gözüne girmek için, allahtan başkasından şefaat (torpil) için yaparsan kendini geliştirebileceğin özeleştiri sürecinden mahrum kalırsın. 

o halde ayetin çevirisini şu şekilde yapabiliriz: öyleyse "salat"ı ve "nahr"ı sadece eğitici-öğretici allah için yap. çünkü başka şekillerde yaparsan dünyadaki sömürü düzenine katkıda bulunmuş olursun. hem gelişemezsin hem de senin yüzünden başkaları da sömürülür. güçlendikçe müşriğin tahakkümü artar, zulüm işkence artar. bunlar ortak ve çoğulcu yaşamı kurabilen değerler sisteminden çok uzaklar. o yüzden sen de özeleştiri sürecini ve kurban kesme sürecini sadece rabbine ada ki, o da seni eğitsin ve geliştirsin. nasıl geliştirecek? e verdi ya kevseri, biz emek verdikçe kevserin (vahyin) içine gömülü anlam bize açılacaktır. sonra? sonrası yine bizim tercihimiz, ya uygularsın anladığını ya da görmemiş gibi yaparsın dünyada olanları. 


3. İnne şâni-eke huve-l-ebter
3. ayetin türkçesi: kesinlikle sana saldıranlardır kevserden kesik olanlar

bu ayete kadar ki kısmı önce bir hatırlayalım: kesinlikle (hiç şüphe yok ki) sana kevseri (çok hayrı, vahyi, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulması için gerekli metotları ve değerleri) veren biziz. öyleyse "salat"ı ve "nahr"ı sadece eğitici-öğretici allah için yap.

üçüncü ayet de inne ile başlıyor, yapı olarak ya da kesinlikle şüphe götürmeyecek bir bilgi olarak diye anlıyoruz bu kelimeyi. "şani-eke", buğzeden anlamında, nefretle saldıran, kinle düşmanlık yapan anlamında, -ke eki gelince "sana kinle saldıran" anlamına geliyor. huve kelimesi ünlü bir kelime, "o-onlar" demektir, işaret zamirini allahın adı zanneden insanlar var. ebter kelimesi hakkında yukarıda ufak bir analiz yapmıştık. BTR kökünden türeyen bir kelimedir ve kesmek, kesilmek anlamındadır. peki bu gerçekten soyunun kesilmesi mi? tabii ki hayır. rahmetten kesilik bu, faydadan, güzellikten, iyilikten kesiklik. aslında olay da bu şekilde seyretmiş olabilir. oğlu ölen muhammed nebi hakkında "aha işte allah ona evlat acısı verdi, ona rahmet etmiyor, rahmetten kesildi (ebter)" deniyor. bu sure de onlara şu şekilde cevap veriyor: kesinlikle (hiç şüphe yok ki) sana kevseri (çok hayrı, vahyi, ortak ve çoğulcu yaşamın kurulması için gerekli metotları ve değerleri) veren biziz. öyleyse "salat"ı ve "nahr"ı sadece eğitici-öğretici allah için yap. yap ki sömürücü müşrikler güçleneceğine sen güçlen, geliş ve ortak ve çoğulcu yaşamı dünyada inşaa et. o senden nefret edip sana saldıranlar var ya asıl işte onlar rahmetten (kevserden, vahiyden, hakikatten, ortak ve çoğulcu yaşam kodlarından ve tabii ki de cennetten) kesik olanlardır. 

eyy nebi'den nefret edenler, eyy devrimcilerden nefret edenler, eyy insanların hakkını arayan iyilik önderlerine savaş açanlar; siz kurduğunuz o sömürücü sistemlerin size hayır verdiğiniz sanarsınız, malınızın tahakkümünüzün gücünüzün sizi var ettiğini sanarsınız ammaa, asıl hayırdan kesik olan sizsiniz, vahyin insana transfer ettiği o sonsuz mutluluktan-huzurdan kesiksiniz ve ahirette de maalesef hayırdan ve ödüllerden kesik olacaksınız. dolayısıyla ayeti ve tüm sureyi de bu şekilde anlayacağız. anlamı yedire yedire, içini doldura doldura, zihnimizle anlamları hissede hissede tekrar okuyalım:

inna a'taynake-l kevser
fesalli li rabbike venhar
inne şani-eke huvel ebter

allahım bizi hayırlardan koparma, bizi vahye yakınlaştır ve sadece anlamayı değil, uygulamayı da nasip et, nebi'nin kıymetini bize unutturma, bizi ebter değil kevser yap rabbim. amin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder