Farkındalık diye bir kelime var. Son yıllarda oldukça popüler oldu, özellikle de pandemi süreci boyunca, sosyal medya kanallarıyla da o kadar çok yayıldı ki, ayağa düştü. Evde bıkkınlık geçiren insanlar, kendi alışmışlıklarının dışında bir şeyler düşündüler. Bu düşünceler ve bu düşüncelerin kaynaklık ettiği hisler insanlara sistemin dışına çıkmış da sisteme yukarıdan bakıyormuş hissiyatını verdi. Bir seviye üstten sisteme ve kendine bakan insan gerçekliğin aslında içinden çıktığı sistemde olmadığını "farketti". Çünkü uzaktan baktığını düşündüğü sistem onu kaygılandırıyor, üzüyor, bir türlü rahat etmesine imkan vermiyordu. İnsan bu sorgulamalar eşliğinde huzuru ararken bir yandan da tüketim lokomotifi yapılar reklam basıyor, alışılmışın dışında ürünler ve hizmetler sunuyor; bunları sunarken de insanın yeni sorgulama algoritmalarına uygun yeni tüketim arzuları oluşturmaya çalışıyordu, kapitalist düzende geri kalmamak para kazanmakla doğru orantılı olduğundan, bu yapılar insan sağlığını, psikolojisini vs hiçe sayıyordu. Bireysel olarak bir yandan da kendini sistem dışına çıkmış olmanın verdiği imkanla kendinin bazı yönlerini de yeni yeni tanımaya başladığını düşünüyordu. Yeni bireysel ihtiyaçlar, yeni bireysel tutumlar ortaya çıktı. İnsanlar yeniden yapılandırdıkları duygu dünyalarını, yeni ortaya çıkmış bireysel ihtiyaçlarıyla eşleştirince yine bir sonsuz döngüye girilmiş oldu. Baştaki hesaba göre, bu gelişmeler ışığında dışarıda daha fazla huzurlu-mutlu insan görmemiz lazım ama sanki tam tersi olmuş. Buna içinde yaşadığımız Türkiye şartları da majör etkili ancak şartları bu hale getiren de biziz. Yine bir sonsuz döngü. Bu döngüden nasıl çıkılır? Sonsuz huzur var mı? Acı, hüzün, hastalık, ölüm... Hayatın kaçamadığımız olayları ile karşılaştığımızda ne yapacağız?
Sonu gelmez sorular, bir türlü cevaplardan tatmin olmayan ben. Bu soruları nasıl cevaplamalı ki aynı ya da benzer sorular türeyip durmasın ve bizi bir rahat bıraksın. Öyle cevaplar olsun ki kayıtsız kalınmasın ve bu kayıtısız kalamama durumu eylem dünyamıza etki etsin ve bizi harekete geçirsin, eylemlerimizi bu kayıtsız kalınamayan bilgilerin yönlendirmesi ile yapalım. Bizi daha iyi bir versiyonumuza dönüştürsün. Değişmektense, dönüşmek önemli. Değişim kelimesi bana kolayca geri alınabilir bir anlamı temsil ediyor, bu yüzden geri alınamayan bir dönüşümü tercih ediyorum. Dönüşmek kolay değil tabii ve her zaman ileri ve pozitif yönde olacak diye bir garantisi de yok. Bu sebeple kötü bir şeye ya da kendinizden hoşlanmayacağınız bir şeye de dönüşmemek için emek sarfetmek lazım diye düşünüyorum. İnsan hayal kuran bir varlık; amaçları, arzuları, eğilimleri var. Ancak hiçbir zaman yaşadıklarımız bu hayal dünyamızdaki arzu edilenleri tam karşılamıyor. Bu fark ne kadar açılırsa insan o kadar radikalleşiyor. Sanırım ortadoğu bataklığındaki insanların radikalleşmeleri de bu yüzden. Bu radikalleşme hem kendileri hem de kullandıkları ekipmanlar (din, kuran, islam...) açısından çok kötü. Hem rezil bir hayat yaşıyor ve yaşatıyorlar hem de kullandıkları ekipmanları kötü göstermiş oluyorlar. Herkesin dayandığının elinde kaldığı, hatta yüzüne gözüne bulaştırdığı bir ortamda gerçeği aramak iyice zorlaşıyor. Ortadoğu bariz görünen şeyler kendi etrafımızda da oluyor aslında, ancak radikalleşme şiddetleri bizim bu çarpıklıkları farketmemizi engelliyor. Yogacıların arasına oturduğumda herkes mutlu ve huzurlu ancak amuda kalkarken insanın kendisiyle nasıl yüzleşeceğini sorduğumda trol ilan ediliyorum. Instagram kısa süreliğine kapatıldığında lüks butik otellerde yapılan inzivalar, biraz daha ileri bir tarihe erteleniyor. İnzivadan dönenlere birkaç sorum olacaktı ama ertelenince oluşan zamanda başka şeylere bakma fırsatı verdiklerinden en azından bir teşekkürü hak ediyorlar. Aslında bana bir done vermişlerdi, "yolda olmak", bu süre zarfında yolda olup bir süre daha yaşama tutunabilirim. Ancak havada terimleri anlayamama gibi bir huyum var, kötü bir huy. Bir konuşma dinliyorum, yolda ol, akış vs gibi şeyler duyunca anında kopuyorum konuşmadan ve zihnimdeki o anlam bütünlüğü bir anda karman çorman bir şeye dönüşüyor, hiçbir fikrimi tutup çekemiyorum içimden, sanki hiçbir şeyimden emin değilmişim gibi. Sorun bizde/bende değil, sorun havadaki terimlerde, hiçbirinin ayakları yere basmıyor. Bu terimlerin içini doldurmaya çalışıyorum. Yolda olana, nereye gittiğini sorunca, yoldayım diyor bir yere gitmeye çalışmıyorum. Sanki bana yuvarlanıp savruluyormuşlar gibi geliyor ama bu görüşümü aktarmıyorum. Amaçsız yolda olduğunu savunanlara kötü bir haberim var, günlük rutinleri uygulayıp kendine ve yaşamına eleştirel gözle bakmayan, bir şeyleri değiştirmeye çalışmayan insanlar elbet o kaçtıkları şey tarafından mağlup edilecekler. Ben kazanmak istiyorum, kazanmak için ise gerçek bilgiye ihtiyacım var. Ancak gerçeklik mağlup edilemez, gerçek sana göre kötüyse bile en iyi ihtimalle kabul edersin.
Gerçek bilgi, beklediğim şekilde içimdeki belirsizliği kendi çapında giderecek ve en azından kendi alanında herhangi bir kaygı üretilmesinin de önüne geçecek. Eylem dünyana yansıyan gerçeklik seni sanal şeylerle uğraşmaktan, sahte duygularla mücadele etmekten alıkoyacak. İyisiyle kötüsüyle benimsenen gerçeklik mutlu etmese de uzun dönemde huzurlu edecek ve elbet kazandıracak, sonsuz kısır döngülerden bizi çıkaracak ve yaşamın ortasına oturabileceğiz bu şekilde.
Gerçek bilgi ruhun ilacı, evet çok güzel ama nereden öğrenilir bu? Gerçeği nerede arayalım, kimlere soralım, nasıl bakalım..? Öncelikle şunu itiraf etmek lazım işimiz imkansıza yakın bir zorlukta. Ancak ödül çekilen emeğe değecek o kesin, kaygısız ve berrak bir yaşam muhteşem bir ödül. 2016 oxford yılın sözcüğü olarak post-truth'u seçmiş (gerçeklik ötesi). Farkedebildiğim kadarıyla son 20 yıldır post-truth bir ülkede-dünyada yaşıyoruz. Gerçeklik neredeyse tamamen önemini yitirmiş durumda, algıların yönettiği bir evrende yaşıyoruz artık. Belirli bir konuda kamuoyunun belirlenmesinde artık tamamen algılar etkili. En çok da siyaset alanında görüyoruz bunu. Kendini yetkin sanan saf bir tanıdığım, tv'de izlediği siyasetçinin laflarını, konuştuğumuz konuda bana karşı argüman geliştirmek için kullanıyor. Siyasetçi sözlediğinin gerçek olmadığını biliyor, vidyoyu izleyen ikinci el bilgi bağımlısı tanıdığım da biliyor aslında bunu. Ancak yine de bireysel kanaatini, yalancı olduğunu bildiği siyasetçiden aldığı ikinci el algısal bilgi ile oluşturuyor. Birkaç kişinin algı yönetiminin sonuçlarını yaşamaya bizi mahrum bırakıyor. Kendini ise ikinci el bilgilere bağımlı, topladığı algıları yönetmeye çalışarak yoklukta çırpınıp duran bomboş birine dönüştürüyor, bir süre sonra ise gerçeklik o kadar ürkütücü hale geliyor ki, hayatla bağı kopuyor. Ee ne de olsa insanın gerçekliğe adım atmadan önce bir özeleştiri yapıp evet ben yanılmışım demesi lazım. Bu, günümüz ego-sisteminde hiç kolay değil. Egomuzu ezdirmektense, algı dünyasında bocalamayı daha onurlu sayılıyor. Halbuki bu insanlara insanlık onurunun başkalarının algılarında yer almadığını söylemek gerekiyor.
İnsan merkezli düşünce ve yönetim sistemlerinin sıkıntılarını ciddi ciddi yaşamaya başladığımız bir döneme giriyoruz. Ancak bu dönemi yönetmek oldukça zor. İnsan, kendini merkeze koyduğu süre boyunca çevresindeki her şeyi kendinin hizmetkarı olarak kodladığı için hep beraber bir yok oluşa doğru sürüklenip gidiyor. Merkezdeki insan, egosunu öyle şişirmiş ki artık ona bir şey anlatmak ve farkettirmek oldukça zor. Merkeze gerçeği koyup, çevresinde doğa-dünya-evren ile bir harmoni içinde yaşamak ne güzel olurdu. Ancak bunun için o çok zor olan ilk adımı atmak şart. Kibri bir kenara koyup öğrenme duyargalarımızı sonuna kadar açmalıyız. Kendimizi ve öğrendiklerimizi, tüm değerlerimizi özgürce ve cesurca sorgulamalıyız, kendi kendimizin itirafçısı olmalıyız. Sanarak, zannederek daha fazla oyalanarak zaman kaybetmemeliyiz. Gerçekler acı evet ama önünde sonunda artarak yükselen bir huzur ve mutluluk olacak. Neden kendimizi bunlardan mahrum bırakalım ki? Gerçek ve onurlu bir yaşam sürmek mümkün.
(Bu yazıdaki gerçek kelimesi "Hakikat" kelimesinin ikamesi olarak kullanılmıştır)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder